“Yoga”, isminden de anlasılacagı üzere, basıbozuk giden iki seyin arasında bir uyum saglayıp dogru yolu tutturmaktır. Zihin faaliyeti ile beden faaliyeti kontrol altına alınırsa, etrafımızı kusatan hayal âleminden sıyrılıp asıl benlige giden yolu bulabiliriz. Yoga Felsefesine göre “Atman”a ulasmak, daha dogrusu insanın asıl benligi-nin farkına varması, kurtulus yolunun ilk kapısıdır. Yoga ögretisinin gayesi tanrıya kavusmak veya onunla birlesmek filan degildir. Zaten, bir “tanrı” kavramı Yoga’nın özünde görülmez. “Yogi”nin ilgilendigi sey tanrı degil kendisidir. Asıl benligini bulmaya çalısmaktadır. Daha sonra onun ötesini. Bu bakımdan,
“kisinin henüz kendini bilmez bir haldeyken, bir de kalkıp tanrıyla ugrasması cehaletin en tipik belirtisi” olarak kabul edilmektedir. Bütün bu dini kavramların kökünde, insanın cehaleti yatmaktadır. Dünyevi arzulara esir olmakla, dini akidelerin masası olmak arasında bir fark yoktur. Kisinin asıl gören gözü açılmadıkça, ister zevk-ü sefaya dalsın, isterse ibadet için bir ilahın önünde yalvarsın, hiçbir degisiklik olmaz ve uykuda olanın rüyaları yine devam eder.
Patanjali’nin Yoga-Sutra’larını inceledigimizde kısaca sunları görüyoruz: “Yoga, zihin faaliyetinin veya düsünce dalgalarının kontrol altına alınmasıdır. Ancak bu sayede kisi tabii haline ulasabilir. Aksi takdirde kisi, kontrolsüz zihin faaliyetinin esiridir. Zihin faaliyetleri disiplinli bir çalısma ve nefse hâkimiyet ile kontrol edilebilir. Çalısmanın baslangıcında sadelige yönelis, kutsal metinleri okumak ve kendini doğru yola adamak gerekir. Ancak böylelikle aydınlanmamızı önleyen engelleri ortadan kaldırabiliriz.
Bu engeller;
∙ Cehalet,
∙ Bencillik,
∙ İhtiras,
∙ Nefret,
∙ Yasama arzusudur.
Tefrik etmesini bilen biri için hayatın getirdigi tecrübelerin hepsi hüsrandır. Çünkü insan, bu tecrübelerinde hep vasıta ile gayeyi birbirine karıstırmıstır. Bunun sebebi de cahil olusudur. Cehaletten kurtulan, bunları ayırt etmesini bilir. Bunun için su yedi asamadan geçmek gerekir;
Yama: Baskalarına zarar vermemek, yalancı olmamak, çalmamak, bosbogaz olmamak ve açgözlü davranmamak.
Niyama: Safiyet, temizlik, haddini bilmek, tevekkül, nefsin isteklerini kırma, kutsal metinleri okumak ve dogru yola yönelmek.
Asana: Rahat, sakin, saglam ve sabit bir oturus seçerek dıs ve iç tesirlerden uzaklasmak.
Pranayama: Nefes alıs – tutus – veris – tutus ritmini belirli bir düzene sokup ısıgı örten engeli kaldırmak.
Pratyahara: Zihni dıs dünyanın tesirlerinden uzak tutup hislerin dünya ile olan bagını kopararak iç dengeyi tesis etmek.
Dharana: Dikkatini bir seyin veya bedendeki bir çakranın üzerine teksif etmek.
Dhyana: Dikkatin teksif edildigi bu sey veya çakra ile zihin faaliyeti arasında kesintisiz bir bag kurarak, düsünce dalgaları ile o sey veya çakranın sempatize olmasını saglamak.
Samadhi: Bu sempatizasyon bagından faydalanarak, dikkatin teksif edildigi sey veya çakranın gerçek anlamını, düsünce dalgalarını durdurarak zihne bir aydınlanıs biçiminde intikal ettirmek veya zihni bu aydınlıgın içine sokmak. iİk bes asama, hislerin üzerinde bir hâkimiyet kurulması için gerekli ön safhadır. Asıl islem son üç asamada olur ve bu yoldan direkt olarak bilgi alınır. Bu Samadhi asamasında eger suur bu aydınlanısın etkilerini de kontrol altına alabilirse, zihin tam bir sükûnete kavusur. Bu durumda zihin ile aydınlık aynı seviyededir ve yogi’nin zaman, mekân ve cisim ile iliskisi kalmamıstır. Bu gerçek Samadhi halinde yogi istedigi bilgiyi alabilir, gerekli gücü saglayabilir.”


Yorum Yaz